Kaan
New member
Bunlar erkeklerin “otoriteyi kaybetmesi” değil, otoritenin niteliğini değiştirmesi anlamına gelir.
Elbette her erkeğin böyle davranmadığını ve erkeklerin de hiyerarşik yapılardan farklı biçimlerde etkilendiğini belirtmek gerekir. Sınıfsal konum, yaş, eğitim, aile yapısı, kültürel çevre ve kişisel deneyimler erkeklerin bu tür hitaplara bakışını önemli ölçüde değiştirebilir.
Irk, Etnisite ve Kültür Boyutu
Dil hiçbir toplumda tamamen nötr değildir. İnsanlar hangi kelimeleri kullandıklarını, kimlere nasıl hitap ettiklerini ailelerinden, çevrelerinden ve kültürel geçmişlerinden öğrenir.
Türkiye'de “efendim” sözcüğünün anlamı tarihsel olarak Osmanlı-Türk kültüründeki hiyerarşik ve nezaket temelli iletişim biçimleriyle ilişkilidir. Ancak Türkiye toplumunun tek bir kültürel deneyimden oluşmadığını da unutmamak gerekir.
Türkler, Kürtler, Araplar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Balkan göçmenleri, Kafkas toplulukları ve Türkiye'deki diğer kültürel grupların dil ve hitap alışkanlıkları birbirinin aynısı değildir. Aynı kelime farklı ailelerde farklı duygular uyandırabilir.
Bu noktada “Bizim kültürümüzde böyle” diyerek bütün topluma tek bir davranış biçimi dayatmak sorun yaratabilir.
Bir kişinin kullandığı hitap biçimini değerlendirirken onun kültürel arka planını da hesaba katmak gerekir. Çünkü dilsel nezaket biçimleri yalnızca sözlüklerden değil, yaşanmışlıklardan öğrenilir.
“Efendi” Demek İnsanları Değersizleştirir mi?
Burada sınıfsal açıdan daha tartışmalı bir konu ortaya çıkıyor.
“Efendi” kelimesinin tarihsel kullanımında yüksek statüyle ilişkili anlamlar bulunduğu biliniyor. Ancak modern Türkçede “efendim” çoğu zaman bu tarihsel statü anlamından kopmuş durumda. Bir öğretmene, doktora, yaşlı bir kişiye veya telefondaki muhataba “efendim” demek, çoğu durumda “Siz benim efendimsiniz, ben sizin hizmetkârınızım” anlamına gelmiyor.
Bu ayrımı yapmadığımızda gündelik dildeki her nezaket ifadesini bir tahakküm biçimi olarak değerlendirme tehlikesi ortaya çıkar.
Öte yandan bazı durumlarda gerçekten de dil, tahakkümü yeniden üretebilir. Örneğin bir işveren çalışanından sürekli “efendim” diye hitap etmesini istiyor, buna karşılık kendisi çalışanın sözünü kesiyor, onu küçümsüyor ve karar süreçlerinden dışlıyorsa burada mesele tek bir kelime olmaktan çıkar.
Sorun “efendim” değil, karşılıklılığın ortadan kalkmasıdır.
Dinî Hassasiyet ile Sosyal Eleştiriyi Birlikte Düşünmek
Bu konuda en sağlıklı yaklaşımın iki uçtan da uzak durmak olduğunu düşünüyorum.
Bir tarafta “Efendim demek kesinlikle günahtır” gibi güçlü bir iddia var. Böyle bir hüküm ortaya koyabilmek için sağlam bir dinî dayanak gerekir. Sadece kelimenin “efendi” kökünden hareket ederek bunun günah olduğunu söylemek yeterli değildir.
Diğer tarafta ise “Bu sadece bir kelime, hiçbir sosyal anlamı yoktur” yaklaşımı bulunuyor. Bu da eksik kalabilir. Çünkü kelimeler tarihsel bağlamlarından tamamen bağımsız değildir.
Daha dengeli yaklaşım şudur: “Efendim” kelimesi normal şartlarda bir saygı ve nezaket hitabıdır; günah olup olmadığı, kelimenin kendisinden ziyade ona yüklenen anlam ve kullanım bağlamıyla değerlendirilmelidir.
Nitekim Diyanet kaynaklarında “efendim” ifadesinin dinî metinlerde ve resmî-dinî konuşmalarda yaygın biçimde kullanıldığı görülmektedir. Diyanet+1
Fakat insanlara ilahî özellikler yüklemek veya bir kişiye dinî açıdan sahip olmadığı kutsallığı atfetmek tamamen farklı bir meseledir. Nitekim RTÜK'ün bir kararında “efendim” ve “efendimiz” hitaplarının bir kişiye kutsiyet atfedilmesi bağlamında kullanılmasına ilişkin ciddi eleştiriler yer almaktadır. Buradaki problem sıradan bir nezaket sözcüğü değil, kişiye olağanüstü ve dinî bir otorite atfedilmesidir. RTÜK
Kişisel Deneyim ile Dinî Hükmü Birbirinden Ayırmak
Bu konuda kişisel deneyimlerin de önemli olduğunu düşünüyorum; ancak kişisel deneyimi dinî hükmün yerine koymamak gerekir.
Bir kişinin ailesinde “efendim” kelimesinin çok doğal kullanılması, başka bir kişinin ise bu kelimeyi aşırı hiyerarşik bulması mümkündür. Her iki deneyim de gerçektir fakat hiçbiri tek başına “İslam'ın hükmü budur” sonucunu oluşturmaz.
E-E-A-T açısından da burada açık olmak gerekir: Benim kişisel bir dinî yaşantım veya bireysel olarak yaşadığım bir aile deneyimim yok; dolayısıyla bunu kişisel tecrübe gibi sunmak doğru olmaz. Bu değerlendirmeyi dilin tarihsel kullanımı ve Diyanet ile TDV İslâm Ansiklopedisi gibi kurumsal kaynaklardaki bilgiler üzerinden yapmak daha sağlıklıdır. İslam Ansiklopedisi+1
Bu ayrım özellikle dinî konularda çok önemli. İnternette “Ben yıllardır böyle biliyorum” şeklindeki ifadeler, bazen kaynaklı bir dinî hüküm gibi dolaşabiliyor. Oysa kişisel kanaat ile ilmî/dinî delil aynı şey değildir.
Asıl Mesele Kelime Değil, İlişkinin Niteliği
Sonuç olarak bir insana “Efendim” demenin kendisini günah olarak görmek için yeterli bir dayanak bulunmadığı söylenebilir. Kelime Türkçede uzun zamandır saygı ve nezaket amacıyla kullanılan bir hitap biçimidir ve tarihsel olarak da oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. İslam Ansiklopedisi
Fakat kelimenin sosyal boyutunu da göz ardı etmemek gerekir. “Efendim” bazen nezaket, bazen gelenek, bazen mesleki iletişim, bazen de hiyerarşi anlamına gelebilir.
Bence daha önemli soru şudur:
Birbirimize “efendim” derken gerçekten saygı mı gösteriyoruz, yoksa toplumsal statüleri yeniden mi üretiyoruz?
Bir kadının nazik olması neden bazen “itaatkâr” olmasıyla karıştırılıyor?
Bir erkeğin doğrudan konuşması neden özgüven, aynı davranışın bir kadında sergilenmesi ise kabalık olarak değerlendirilebiliyor?
Düşük gelirli bir çalışanın yöneticisine “efendim” demesi ile yöneticinin çalışana aynı saygıyla karşılık vermesi arasında nasıl bir ilişki kurulmalı?
Bir kişiye saygı göstermek için onun makamını mı yüceltmeliyiz, yoksa insanlığını mı?
Ve belki de en önemlisi: Bir kelimeyi değiştirmek toplumsal eşitsizliği gerçekten azaltır mı, yoksa asıl değişmesi gereken insanların birbirleriyle kurduğu güç ilişkileri midir?
Bu soruların cevapları, “Efendim demek günah mıdır?” sorusunu çok daha geniş bir tartışmanın kapısına dönüştürüyor. Çünkü bazen bir kelimenin dinî hükmünü araştırırken, farkında olmadan toplumun bize öğrettiği saygı, otorite, sınıf, cinsiyet ve güç anlayışını da sorgulamaya başlıyoruz.
Elbette her erkeğin böyle davranmadığını ve erkeklerin de hiyerarşik yapılardan farklı biçimlerde etkilendiğini belirtmek gerekir. Sınıfsal konum, yaş, eğitim, aile yapısı, kültürel çevre ve kişisel deneyimler erkeklerin bu tür hitaplara bakışını önemli ölçüde değiştirebilir.
Irk, Etnisite ve Kültür Boyutu
Dil hiçbir toplumda tamamen nötr değildir. İnsanlar hangi kelimeleri kullandıklarını, kimlere nasıl hitap ettiklerini ailelerinden, çevrelerinden ve kültürel geçmişlerinden öğrenir.
Türkiye'de “efendim” sözcüğünün anlamı tarihsel olarak Osmanlı-Türk kültüründeki hiyerarşik ve nezaket temelli iletişim biçimleriyle ilişkilidir. Ancak Türkiye toplumunun tek bir kültürel deneyimden oluşmadığını da unutmamak gerekir.
Türkler, Kürtler, Araplar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Balkan göçmenleri, Kafkas toplulukları ve Türkiye'deki diğer kültürel grupların dil ve hitap alışkanlıkları birbirinin aynısı değildir. Aynı kelime farklı ailelerde farklı duygular uyandırabilir.
Bu noktada “Bizim kültürümüzde böyle” diyerek bütün topluma tek bir davranış biçimi dayatmak sorun yaratabilir.
Bir kişinin kullandığı hitap biçimini değerlendirirken onun kültürel arka planını da hesaba katmak gerekir. Çünkü dilsel nezaket biçimleri yalnızca sözlüklerden değil, yaşanmışlıklardan öğrenilir.
“Efendi” Demek İnsanları Değersizleştirir mi?
Burada sınıfsal açıdan daha tartışmalı bir konu ortaya çıkıyor.
“Efendi” kelimesinin tarihsel kullanımında yüksek statüyle ilişkili anlamlar bulunduğu biliniyor. Ancak modern Türkçede “efendim” çoğu zaman bu tarihsel statü anlamından kopmuş durumda. Bir öğretmene, doktora, yaşlı bir kişiye veya telefondaki muhataba “efendim” demek, çoğu durumda “Siz benim efendimsiniz, ben sizin hizmetkârınızım” anlamına gelmiyor.
Bu ayrımı yapmadığımızda gündelik dildeki her nezaket ifadesini bir tahakküm biçimi olarak değerlendirme tehlikesi ortaya çıkar.
Öte yandan bazı durumlarda gerçekten de dil, tahakkümü yeniden üretebilir. Örneğin bir işveren çalışanından sürekli “efendim” diye hitap etmesini istiyor, buna karşılık kendisi çalışanın sözünü kesiyor, onu küçümsüyor ve karar süreçlerinden dışlıyorsa burada mesele tek bir kelime olmaktan çıkar.
Sorun “efendim” değil, karşılıklılığın ortadan kalkmasıdır.
Dinî Hassasiyet ile Sosyal Eleştiriyi Birlikte Düşünmek
Bu konuda en sağlıklı yaklaşımın iki uçtan da uzak durmak olduğunu düşünüyorum.
Bir tarafta “Efendim demek kesinlikle günahtır” gibi güçlü bir iddia var. Böyle bir hüküm ortaya koyabilmek için sağlam bir dinî dayanak gerekir. Sadece kelimenin “efendi” kökünden hareket ederek bunun günah olduğunu söylemek yeterli değildir.
Diğer tarafta ise “Bu sadece bir kelime, hiçbir sosyal anlamı yoktur” yaklaşımı bulunuyor. Bu da eksik kalabilir. Çünkü kelimeler tarihsel bağlamlarından tamamen bağımsız değildir.
Daha dengeli yaklaşım şudur: “Efendim” kelimesi normal şartlarda bir saygı ve nezaket hitabıdır; günah olup olmadığı, kelimenin kendisinden ziyade ona yüklenen anlam ve kullanım bağlamıyla değerlendirilmelidir.
Nitekim Diyanet kaynaklarında “efendim” ifadesinin dinî metinlerde ve resmî-dinî konuşmalarda yaygın biçimde kullanıldığı görülmektedir. Diyanet+1
Fakat insanlara ilahî özellikler yüklemek veya bir kişiye dinî açıdan sahip olmadığı kutsallığı atfetmek tamamen farklı bir meseledir. Nitekim RTÜK'ün bir kararında “efendim” ve “efendimiz” hitaplarının bir kişiye kutsiyet atfedilmesi bağlamında kullanılmasına ilişkin ciddi eleştiriler yer almaktadır. Buradaki problem sıradan bir nezaket sözcüğü değil, kişiye olağanüstü ve dinî bir otorite atfedilmesidir. RTÜK
Kişisel Deneyim ile Dinî Hükmü Birbirinden Ayırmak
Bu konuda kişisel deneyimlerin de önemli olduğunu düşünüyorum; ancak kişisel deneyimi dinî hükmün yerine koymamak gerekir.
Bir kişinin ailesinde “efendim” kelimesinin çok doğal kullanılması, başka bir kişinin ise bu kelimeyi aşırı hiyerarşik bulması mümkündür. Her iki deneyim de gerçektir fakat hiçbiri tek başına “İslam'ın hükmü budur” sonucunu oluşturmaz.
E-E-A-T açısından da burada açık olmak gerekir: Benim kişisel bir dinî yaşantım veya bireysel olarak yaşadığım bir aile deneyimim yok; dolayısıyla bunu kişisel tecrübe gibi sunmak doğru olmaz. Bu değerlendirmeyi dilin tarihsel kullanımı ve Diyanet ile TDV İslâm Ansiklopedisi gibi kurumsal kaynaklardaki bilgiler üzerinden yapmak daha sağlıklıdır. İslam Ansiklopedisi+1
Bu ayrım özellikle dinî konularda çok önemli. İnternette “Ben yıllardır böyle biliyorum” şeklindeki ifadeler, bazen kaynaklı bir dinî hüküm gibi dolaşabiliyor. Oysa kişisel kanaat ile ilmî/dinî delil aynı şey değildir.
Asıl Mesele Kelime Değil, İlişkinin Niteliği
Sonuç olarak bir insana “Efendim” demenin kendisini günah olarak görmek için yeterli bir dayanak bulunmadığı söylenebilir. Kelime Türkçede uzun zamandır saygı ve nezaket amacıyla kullanılan bir hitap biçimidir ve tarihsel olarak da oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. İslam Ansiklopedisi
Fakat kelimenin sosyal boyutunu da göz ardı etmemek gerekir. “Efendim” bazen nezaket, bazen gelenek, bazen mesleki iletişim, bazen de hiyerarşi anlamına gelebilir.
Bence daha önemli soru şudur:
Birbirimize “efendim” derken gerçekten saygı mı gösteriyoruz, yoksa toplumsal statüleri yeniden mi üretiyoruz?
Bir kadının nazik olması neden bazen “itaatkâr” olmasıyla karıştırılıyor?
Bir erkeğin doğrudan konuşması neden özgüven, aynı davranışın bir kadında sergilenmesi ise kabalık olarak değerlendirilebiliyor?
Düşük gelirli bir çalışanın yöneticisine “efendim” demesi ile yöneticinin çalışana aynı saygıyla karşılık vermesi arasında nasıl bir ilişki kurulmalı?
Bir kişiye saygı göstermek için onun makamını mı yüceltmeliyiz, yoksa insanlığını mı?
Ve belki de en önemlisi: Bir kelimeyi değiştirmek toplumsal eşitsizliği gerçekten azaltır mı, yoksa asıl değişmesi gereken insanların birbirleriyle kurduğu güç ilişkileri midir?
Bu soruların cevapları, “Efendim demek günah mıdır?” sorusunu çok daha geniş bir tartışmanın kapısına dönüştürüyor. Çünkü bazen bir kelimenin dinî hükmünü araştırırken, farkında olmadan toplumun bize öğrettiği saygı, otorite, sınıf, cinsiyet ve güç anlayışını da sorgulamaya başlıyoruz.